Google’ın Çalışma Alanı Resimlerini Gördünüz Mü ?

Havadan - Sudan 3 Comments »

Bilindiği gibi Google Dünya’nın

en çok ziyaret edilen sitesi. Ve

herkes tarafından bilinen bir

ekol..

Peki hiç düşündünüz mü ?

Google’ın çalışanları nerede,

nasıl hangi şartlarda

çalışıyor,neler yapıyor ?

İşte size Google’ın birbrinden

farklı 15′in üzerinde fotoğrafları..

Ağzınız açık kalacak,

Bu şirkette çalışmak için elinizden geleni yapacak, ve hatta para bile istemeyeceksiniz..

İşte Resimler..

Lamer Arkadaşımız Buraya bak. :)

Havadan - Sudan No Comments »

LAMER ARKADAŞIMIZ. O KÜÇÜK BEYİN HÜCRELERİN BİZİM ERİŞİMİMİZİ KISITLAYAMAZ. HERŞEYİN YEDEĞİ ALINIYOR SEN HİÇ O GÜZEL KAFANI YORMA.


DEVAM ET. LAMER :)

Bu Film İçin Yankesicilik Öğrendi

Görsel - Movies No Comments »

Başrollerini Catherine Zeta Jones ve Guy Pearce’ın paylaştığı ünlü sihirbaz Haryy Houdini’nin yaşamını konu alan “Öldüren Cazibe” ’nin DVD’si raflarda.

Öldüren Cazibe için özel diyetle 5 kilo veren ve yankesicilik yapmayı öğrenen Catherine Zeta Jones’u daha önce hiç böyle izlemediniz.Ünlü yıldız sette şimdiye kadar en eğlendiğim film diye bahsettiği Öldüren Cazibe 1926 yılında geçiyor. Sihirbaz Harry Houdini’nin hayatına giren gizemli bir kadın ve ona bağlı gelişen olayları anlatan filmde Güzel oyuncu doğa üstü güçleri olduğunu ileri süren ve medyumluk yaparak insanları kandıran Mary’i karaterini canlandırıyor. Guy Pearce ise bu filmde Zeta Jones ile oynamak başıma gelen en güzel şeydi diye belirtiyor.

Harekete Geçmenin Tam Sırası…

Havadan - Sudan No Comments »

Zamanın birinde, Çin’in Fenghuang kasabasında yaşayan bir çiftçi varmış. Çiftçi, evinin önündeki geniş arazi içerisinde sabahtan akşama kadar ekip dikme işleriyle uğraşır, elde ettiği mahsülü satarak ailesinin geçimini sağlarmış.

Çiftçinin 4 çocuğundan 3′ü erkekmiş. Fakat hiç birisi çalışmaktan hoşlanmıyor, sabahtan akşama kadar aylak aylak dolaşıyorlarmış. Çiftçi yaşlanmaya başladıkça tarlayla uğraşamaz hale gelmiş. Gün geçtikçe ailenin geliri düşer hale gelmiş. çocuklar bu duruma rağmen çalışmamaya devam etmişler.

Gel zaman git zaman, vakit ilerledikçe, çiftçi artık yataktan kalkamaz hale gelmiş. Ağır da bir hastalığa yakalanmış. Artık kendisine bu dünya da ayrılan zamanın sona erdiğini anlayan çiftçi, ölmeden önce son kez çocuklarını toplamış ve onlara; “Evlatlarım, bunca yıldır sizden sakladığım bir sırrım var. Tarlamızın altında bir altın gömüsü bulunuyor. Ben öldükten sonra tarlayı kazın ve altını bulup, gönlünüzce harcayın” demiş, ve derdemez hayata gözlerini yummuş.

Çocuklar büyük bir hevesle tarlaya koşup, altını üstüne getirmişler. Altın bulamamışlar ancak uzun zamandır işlenmemiş olan topraklarının kendisine gelmesini sağlamışlar. Kazılmışken de babalarının yaptığını yapıp toprağı ekmeye karar vermişler. Toprak, o sene, o güne kadar vermediğ kadar mahsül vermiş ve çocuklar o güne kadar görmedikleri kadar çok para kazanmışlar.

Bu hikaye çok fazla şey anlatıyor. Çocuklar altın hayaliyle yanıp tutuşarak tarlayı kazdılar. Ancak altın yoktu. Ancak hayat, onların bu çabasını ve arzusunu bir şekilde ödüllendirdi ve altın ı bulamasalar bile, onlara hayatlarında göremeyecekleri kadar çok para kazanmalarına vesile oldu.
Her şey insanın kendisinde bitiyor. İnanmakta, kendine güvenmekte, arzu etmekte, istemekte ve son olarak bunun için çalışıp çaba göstermekte bitiyor. Bugün etrafımda ne zaman yaptıklarının karşılığını alamamaktan şikayet eden birilerini görsem, hep iki şey aklıma geliyor. Ya yeteri kadar sabır göstermiyorlar, ya da yeteri kadar emek sarfetmiyorlar.

Başarı ise, insanın kendi içerisinde saklanıyor. İnsan kendi içine dönüp, sorgulayabildiği ölçüde başarıya ulaşabiliyor.

Bunun için, hayallerimizi gerçekleştirmek istiyorsak, hemen şimdi, ne kadar arzuladığımızı ve bunun için hevesli olduğumuzu kendimize soralım. İçimizde birşeyler kıpırdıyorsa, harekete geçmenin tam zamanıdır…

Gelmiş Geçmiş En İyi Solaklar!

Genel -Güncel, Havadan - Sudan No Comments »
Maradona, Giggs, George Best ve Hagi futbolseverlerin hâlâ hafızalarında.

Futbol tarihine isimlerini altın harflerle yazdıran sol ayakları kimse unutmadı.

Sağdan sola düşünen ancak ’soldan sağa’ işleyen bir dünyada yaşayan solaklar müzik, sanat, bilim, politika ve spor gibi alanlarda avantajları oldukça fazladır. Genel nüfusun % 10’unu oluşturan solakların özellikle spor dallarında rakiplerine göre üstünlüğü göze çarpar.

Yıllar boyunca sağlakların birbirine karşı antrenman yaptığı göz önüne alınırsa arada sırada karşılarına gelen solaklar kendilerine oldukça ters gelir. Eğer solak oyuncular bu avantajlarını iyi kullanırlarsa Rafael Nadal gibi bir anda kendilerini gelmiş geçmiş en iyi tenis oyuncusu kabul edilen Federer’i bile geride bırakarak kendi spor dallarında zirveye çıkabilirler.

Yıldızların Sesi Kaydedildi!

Doğa - Evren - Hayat No Comments »
25-10-2008, Cumartesi
BBC Türkçe
Yıldızların sesi kaydedildi

Güneş’e benzer yapıdaki üç yıldızın kaydedilelen seslerinin nabız atışına benzediği açıklandı.

Bilim adamları, Güneş’e benzer yapıda üç yıldızın seslerini kaydetti.

Fransa’nın Corot uzay teleskopu kullanılarak yapılan kayıtlar ve elde edilen bilgiler Science adlı dergide yayınlandı. Bilim adamları bu yöntem sayesinde ilk kez, 100 ışık yılı uzaklıktaki yıldızların doğasına ilişkin bilgilerin elde edildiğini belirtiyor.

Dikkatle dinlendiğinde bu sesler, düzenli bir nabız atışını andırıyor. Ayrıca yıldızlardan birinin sesinin diğerlerinden farklı olduğu dikkati çekiyor. Ses farklılığı, yıldızın yaşı, büyüklüğü ve kimyasal yapısına dayandırılıyor.

Yıldız sismolojisi adı verilen ses kayıt tekniği, uzay bilimcilerin giderek daha çok ilgilendikleri bir araştırma yöntemine dönüşüyor.

Zira fotoğraflar sadece yıldızların yüzeyine ilişkin bilgiler sunarken, ses kaydı yıldızların içinde nasıl bir yapı ve dönüşüm olduğuna ilişkin de bilgiler sunabiliyor.

Ancak bu hiç de kolay bir süreç değil. Londra’daki Queen Mary College’dan Profesör Ian Roxburgh bunu, “daha önce hiç görmediğiniz bir enstrümanın sesini duyup neye benzediğini tahmin etmeye çalışmak gibi” sözleriyle tanımlıyor.

Poşet Çay Yüz Yaşına Basıyor! =)

Havadan - Sudan No Comments »
Geleneksel çayın geniş kitlelerle buluşmasını sağlayan poşet çay yüz yaşına basıyor.
İnsanlık, bir çok çay tiryakisinin, dünyanın en güzel içeceklerinden birini, boz renkli, tadı bozuk ve zevksiz bir sıvıya çevirdiği için nefret ettiği bu buluşu, tamamen bir yanlış anlamaya borçlu.

Bundan yüz yıl önce, New Yorklu kahve tüccarı Thomas Sullivan çay ticaretine girişmiş. Ama işler pek iyi olmadığından biraz tasarruf yapayım diye düşünmüş ve çayını tanıtmak için muhtemel alıcılara yolladığı eşantiyonlardan kısmaya karar vermiş.

DEMLİK POŞETİNİN DOĞUŞU

Çayı, eski usul bol bulamaç, torbalara doldurup yollamak yerine küçük miktarlarda, minik ipek poşetlere koyarak yollamaya başlamış. Ama alıcılar Sullivan’ın eli sıkılığını yanlış anlamış. Poşetleri kesip içindeki çayı demliğe koymaları gerekirken, poşeti olduğu gibi demliğe atıvermişler.

Sullivan’ın icadı Amerika’da kısa zamanda tutulmuş. Çay tiryakileri kitleler halinde poşet çaya dönmüş. Ve ipek poşet de 1930′da yerini kağıda bırakmış.

Fakat, poşet çayın, Amerika’dan İngiltere’ye gelişi tam 50 yıl gecikmeli. Çünkü İngiliz çay tiryakileri bu Amerikan icadına uzun süre kuşkuyla yaklaşmışlar. Yine de İngiltere’de poşet çaysız bir hayat güç. İngiltere’de günde tüketilen 130 milyon fincan çayın yüzde 96’sını poşet çay oluşturuyor.

2050′de Bunlar Hayatımızda Olmayacak!

Havadan - Sudan No Comments »
Avustralyalı ‘gelecek bilimciler’ Richard Watson ve Ross Dawson, 2050 yılına kadar yok olması muhtemel ‘şey’leri gösteren bir çizelge hazırladı.

Buna göre, gelecek yıl kül tablası, 2016′da ise bilgisayar fareleri ve emeklilik tarihe karışacak. Bu tahminlerin gerçekleşmesi zor gibi görünebilir ama onlar “Lütfen bu çizelgede kusur aramayın” diyor.

Türkiye’de pek yararlanılmasalar da fütüristler, yani gelecek bilimcileri, pek çok önemli şirkete danışmanlık hizmeti vererek, işlerin sürdürülebilirliğini sağlamak konusunda önemli roller üstleniyorlar.

Onların işi, insanların değişen ihtiyaçlarını, yaşam biçimlerini, savaş, terör, doğal afet gibi olayların yarattığı etkileri değerlendirip, bunların muhtemel sonuçlarını gözeterek bir gelecek haritası çizmek.

Richard Watson ve Ross Dawson, ‘Tükeniş Çizelgesi’ni hazırlamaya (Extinction Timeline) 1950 senesinde başlamış. Çizelgeye göre, özel hayatımızı 1990′ların ortalarında, umudu ve dürüstlüğü ise 2000′lerin başında yitirdik.

Gelecek bilimcilere göre, yine 2000′lerin başında şu meşhur İsveç Çakısı da tarihe karıştı. “Dürüstlük tamam, umut belki ama İsveç Çakısı’na hálá ihtiyacımız var” diyenlere ise İkiz Kuleler’in bombalanışını hatırlatıyor Watson ve Ross. İsveç Çakısı, 11 Eylül 2001′den sonra yavaş yavaş cepten çıkıp evde kalmaya başladı ve asıl amacından uzaklaşan varlığı anlamsızlaştı.

İşte 2050′de olmayacaklar listesi

Ross Dawson ve Richard Watson’a göre ‘kavramlar’, ‘şey’ler ve onların son kullanma tarihleri…

2012: Dial-up internet erişimi

2013: Faks makinesi

2014: Kaybolmak

2016: Emeklilik, ‘gay’ barlar, bilgisayar faresi

2020: Telif hakları

2022: Bloglar, imla kuralları, Maldivler

2023: Çalışılmayan hafta sonları, Paris Hilton

2024: Masaüstü bilgisayar, AM radyo

2025: Parasız otobanlar

2026: Öğle yemeği, FM radyo, samimiyet, kırışıklıklar

2030: Anahtar, çocukluk dönemi, realite televizyonu

2033: Bozuk para

2034: Ucuz seyahat, Bangladeş

2035: Orta sınıf, petrol, spam, Aborijinler, Microsoft

2036: Petrolle çalışan araçlar, bağımlılık

2037: Buzullar, doğal yollarla çocuk sahibi olma

2038: Sükûnet

2039: “Özür dilerim”, Avrupa Birliği

2040: Cüzdan, halka açık bedava yerler, karbon emisyonu, kağıt para, sağırlık

2042: Kravat

2044: Gelecek bilimciler

2049: Google, körlük

2050′den sonra: Estetik ameliyat, fiziksel acı, çirkinlik, ölüm

TAM 16 Parmaklı Bir Bebek Dünyaya Geldi!

Havadan - Sudan No Comments »

16 parmaklı bir bebek dünyaya geldi..
Çin’de her 30 sanide bir bebek sakat doğuyor. Son olarak 16 parmaklı bir bebek dünyaya geldi.

Çin’de her 30 saniyede bir bebek sakat olarak dünyaya geliyor. Çin’nin Lezhou bölgesinde bir hastanede iki ayağında 16 parmak olan bir çocuk doğdu. Küçük yavrunun ellerinde ise beş parmak bulunuyor ama baş parmağı yok.

3.4 kilogram ağırlığındaki bebeğin başka bir sakatlığı ise bulunmuyor. Uzmanlar Çin’de son dönemde sakat doğana çocuklardaki önemli artışın nedenini ülkedeki büyük çevre kirliliğine bağlıyor. İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre de Çin’de her yıl 400 bin kişi, sis, toz ve kirli havaya bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Dünyanın en kirli 20 şehrinden 16’sı da bu ülkede bulunuyor.

Ancak ekonomide büyük bir devrim yaşayan Çin’de çevre sorunlarını dile getirmek devlet tarafından pek hoş karşılanmıyor. (Hürriyet)

Atatürk’ün Bilinmeyen Fotoğrafları!

Haber No Comments »

Emekli binbaşı Erol Mütercimler, 25 yıllık çalışmanın ardından Atatürk’ün hayatına dair detayları “Fikrimizin Rehberi” adlı kitabında topladı.

Yazar ve emekli binbaşı Erol Mütercimler, 25 yıllık emeğinin ürünü “Fikrimizin Rehberi” kitabında büyük kurtarıcının yaşamına ilişkin detaylar veriyor. Mütercimler Atatürk’ün sirozdan değil, kanserden öldüğünü ileri sürüyor

Yeditepe, İstanbul Ticaret ve Mersin Çağ Üniversitelerinde ders veren, yazar, emekli binbaşı Erol Mütercimler’in 25 yıldır yazdığı ve Ergenekon soruşturması sırasında sekteye uğrayan (kitapla ilgili dokümana da el konulmuştu) “Fikrimizin Rehberi: Gazi Mustafa Kemal” kitabı çıktı. Kitap, tartışma yaratmaya aday nitelikte.

1250 sayfalık kitabınız devlet adamı, asker Atatürk’ün yanı sıra moda deyimiyle “İnsan Atatürk’ü” de anlatıyor… Çekindiniz mi?

Hayır çünkü tüm bunların yanında beni en çok ilgilendiren, Türk insanına anlatmamız gerektiğine inandığım onun dört büyük (Napolyon, Sezar, Büyük İskender) askeri stratejik dehadan biri olduğuydu.

Orhan Pamuk, “Atatürk’ün romanını yazmayı çok isterdim ama bu mümkün değil” dedi. Sizce?

Katılmıyorum. Romancı özgürdür. Hatta Atatürk’ün gerçek yaşamını bile yazmak zorunda değil. Ama belgeselci gerçek yaşamını anlatmak zorunda.

Mustafa’yı seyrettiniz mi?

Evet, ama olumlu değilim. Ama benim değerlendirmelerim subjektif ve adil olmayacaktır. Çünkü ben de bu biyografiyi yazdım.

Ama siz de “İnsan Atatürk”ü yazmakta sakınca görmediniz?

Tabii ki yazılacak. Ben de aşklarını, ilişkilerini yazdım. Hatta sağ başparmağı içe basar, onu bile… Esirgediğim bir şey yok yani.

Ama…

Ama bunları “O bunu demiş, karşılığında bu da şunu demiş” diyerek verdim. Mesela Mustafa Kemal içki içiyor, hem de Harp Okulu’ndan beri. Ama ayyaş değildi. Günde bir kilo içmezdi. Öldür Allah gecede üç duble içebiliyor. Çünkü bir dubleden sonra alkol onu sarsıyor. Baş ağrısı çekiyor. Gündüz içmeye de karşı. O üç nedenden içer ki, Hasan Rıza (Soyak) başta olmak üzere bunu da herkese söyler: “Beynim 24 saat çalışıyor, beni uyutmuyor. Uyumam lazım” der.

Yani rahatlamak için?

Ayrıca yaşamı boyunca sindirim sorunu, peklik çekmiştir, onu rahatlatan tek şey de alkoldür. Bir de “Çevremi görüyorsunuz, ben içmeyim de kim içsin. Soframa geliyorlar, ama kimse rahat yanıt veremiyor ama alkol onları rahatlatıyor” der. Onların çok içmesine izin verir, ama kendisi sabaha kadar toplam üç duble içer.

Kemal Tahir gibi… O da uzun rakı sofralarında sürekli içer gibi görünür, bir iki-kadehle otururmuş.

Evet, Can (Dündar) orada yanılmış. Ama bunda kötü niyet aramıyorum. Para kazanabilmesi ve yurtdışında ödül kazanabilmesi için böyle bir belgesel yapması gerekirdi. Gerçek Atatürk’ü yapsaydı kimse ona ödül vermezdi. Çünkü o tür bir belgeselde devrimci Atatürk de Kurtuluş Savaşı da olmak zorundaydı. Ama Pamuk’un böyle bir zorunluluğu yok. O romanını istediği gibi yazabilir. Hatta bir başka romancı çıkıp cinsel tercihlerinin farklı olduğu üzerine bile yazabilir. Ya da bir başkası “9’u 5 geçe Mustafa Kemal’in kalbi durdu ve 6 geçe tekrar çalışmaya başladı” diye başlayan bir roman da… Buna da kurgu diyorlar. Gani Müjde’nin yaptığı gibi… Buna kim ne diyebilir? Ama iş belgesel olunca değişiyor.

Orhan Pamuk’un hiç mi haklılılık payı yok?

Var çünkü bunu için önce gerçek bir Atatürk filmi yapmak zorundayız. Kraliçe Elizabeth, Napolyon, Sezar gibi. Sonra detaylara girilirse problem olmaz. Şu an Atatürk’le ilgili hiçbir şey yok. O yüzden gerilim oluyor. Orhan Pamuk yazsın ama önce Şevket Süreya’yı, Hasan İzzet Dinomo’yu aşalım. Kimse o zaman Orhan Pamuk’a itiraz edemez. Çünkü o Orhan Pamuk’un Atatürk’ü olacaktır. Bu belgesele de itiraz edilemezdi, Can Dündar “Benim gözümden Atatürk” deseydi.

Diktatör müydü?

Kitapta bu konuda çok anı var. 1932… Tarih kongresi. Bir öğretmen gelir, elinde İtalyanca bir kitap. Paşam, “Bu kitapta size diktatör diyorlar, doğru mu?” diye. O da “Çocuğum diktatör olsaydım, bana bu soruyu sorabilir miydin?” der. Bu nasıl diktatör ki, tüm kararları kongrelerde almış, tüm savaşı meclisten yönetmiştir. İnsanlık tarihinde böyle diktatör mü var!

Son teşhis Kanser

Kitabınızda Atatürk’ün doktoru Mim Kemal Öke’nin hiç yayımlanmamış anılarından yararlandınız. Sizce alkole bağlı sirozdan mı öldü? Hepatit ihtimali yok mu?

Gelibolu Kara Muharebeleri 25 Nisan 1915’te başladı, 9 Ocak 1916’da bitti. Mustafa Kemal’in ayrılışı ağustosun sonudur. Gelibolu dediğiniz yerde siperlerin arası yedi-sekiz metreydi. Kokan insan cesetleriyle doldu. Aylarca o havayı teneffüs ettiler. Neyle beslendiler, hangi hijyenik koşullarda yaşadılar, nasıl suyu içtiler, hangi tuvalete gittiler? Bu adamların ömürleri gayri sıhhi ortamlarda geçti. Vücutlarında olmadık mikrop yoktur. Kitabı noktalamadan önce Cerrahpaşa’dan Çapa’ya, güvendiğim doktorlara sordum: “Son teşhisiniz nedir?” diye. “Bugün olsa kanser deriz” dediler.

O kadar duygusaldı ki “İyi ki çocuğum olmadı” derdi

Abdurrahman Tunçak öz oğlu olabilir mi?

Olasılık tanımıyorum. Bu tür nereye çekileceği belli olmayan konuşmaları da ahlaki bulmuyorum. Mesele benzerlikse eğer, Atatürk’e ikizi kadar benzeyen ve İzmir Suikastı’nda idam edilen subay Ayıcı Arif’e ne diyecekler? Tunçak’ın kızına tavsiye ediyorum, DNA testi yaptırsın. Böylece kendisi de kurtulsun, memleket de. Ayrıca Mustafa Kemal’in çocuğu olmazdı. Bundan kısırdı dediğim sanılmasın. Tıbbi kayıtlarda böyle bir şey yok. Çok duygusal biri. Mesela tayı ölür ağlar, köpeği ölür ağlar… Aslında her fırsatta ağlar köylü kadın ona peynir verir ağlar, iğde ağacını yerinde bulamaz ağlar! Bu yüzden kendisi “İyi ki çocuğum olmamış” der.

Arşivleri açmadılar

Genelkurmay’ın arşivlerinden yararlandınız mı?

Hayır, Can Dündar’a açıyorlar ama bana açmadılar. Bir dilekçe versen aylarca sürünüyor, sonra da sana geri veriyorlar.

Kadınlar ona asılırdı

Çapkın mıydı?

Nazlı Pektaş’tan dinledim. Kitaba koyamadım çünkü hatıra defterleri hâlâ terörle mücedelede. Pektaş, ilk sarı basın kartlı gazetecidir. “Söylev”i Fransızca’ya çevirmiştir. Ona sordum “Çapkın mıydı? Kadınlara asılır mıydı?” diye. Dedi ki “Kim söylüyorsa cehennem o insan için vardır. Söylev’i Fransızca’ya çeviriyorum. Yukarıda Allah var, ne yalan söyleyeyim asılmak için çok çabaladım. Tüm kadınlar gibi. Her seferinde ise saçlarımı okşayıp ’Kızım, çocuğum nasıl gidiyor tercüme’ dedi. Yalnız bana değil, onlarca kadına böyle hitap ederdi. Ama içinde ünlü paşalar dahil olmak üzere o kadar çok kişi, karısını, kızını ona sunmak için çabalardı ki! Hatta karısını-kızını Atatürk’le yalnız bırakmak için Ankara kışında balkonlarda beklerlerdi. Bu yüzden az kişi zatüre olmadı!” Yahu Mustafa Kemal zaten karizmatik, yakışıklı bir adam, devlet başkanı. Ne diye asılsın kadınlara?

Aşık oldu mu?

Hayır. Latife Hanım’a da… O âşık olacak bir erkek değil de fakat çok romantik. Mesela Sofya’da ateşe iken Bulgar generalinin kızıyla olur, ayrılacağı gün Bulgar gül bayramıdır, son kuruşuna kadar bir kamyon gül alır kıza. O kadar romantik ki Latife ile nikahlanacaktır, imamı beklerken, Fevzi Çakmak’a şöyle der: “Ben böyle bir nikah hayal etmiyordum, kızı kaçırıp atla kırlara kaçayım isterdim.”

Yalnız mıydı?

Yaşamı boyunca yalnızdı. Tıpkı Beethoven, Mozart ya da Kraliçe Elizabeth gibi… Dahiler hep yalnızdır. Niye şaşırıyoruz!

Kardeşini kazayla vurdu

Mim Kemal Öke’nin anılarından öğrendim. Bu kitapla ilk kez yazılıyor. Mesela kız kardeşi Makbule’yi kaza kurşunuyla yaralaması. Atatürk silahını temizlerken tabancası ateş alır ve kurşun Makbule Hanım’ın yüzünde bir sıyrık bırakarak, yaralar. Tabii çok üzülür. “İz bırakmasın” der doktorlara. Ama kimse bunu garanti edemez. Mim Kemal ama kendine güvenir ve garanti eder, gerçekten de iz kalmaz.

Hz. Muhammed’e hayrandı

Fatİh Sultan Mehmet ve İslam Peygamberi Muhammed’e hayrandı. Peygamberin sosyal devrimlerien hayranıdır. 1930’da ona İslam Peygamberi hakkında yazılmış bir kitap gönderilir ama gerçekler kadar yanlışlarla olduğu için beğenmez. “Muhammed’i bana, sönük bir derviş gibi tanıtmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini anlayamamışlar” demiştir ve Uhud Savaşı’nın planını çizdikten sonra İnönü’ye dönerek şöyle devam etmiştir “Bir komutan olarak bak bakalım bundan daha mükemmel bir savaş yapabilir miydin?”

Atatürk’ün kimse tarafından bilinmeyen fotoğraflarını Msn Resmi sitesi yayınladı.



Siteye giriş için Tıklayın

Tm Haklari saklidir. 2010 Furkan Luleci
 
Kapat
E-posta ile paylaş